Bulut Platformları: Public, Private ve Hibrit Bulut
Public, private ve hibrit bulut platformlarının tasarımı ve işletimi. Kaynak yönetimi, maliyet görünürlüğü, yetkilendirme ve veri yerleşimi kararlarının tek elden yürütülmesi.
Neler sunuyoruz
Public cloud, özel bulut ve hibrit kurulumların günlük işletimi. Kaynak sağlama, ölçekleme, yedeklilik ve bakım pencereleri tek bir operasyon modeli altında yürütülür.
Ortam ayrımı, etiketleme standardı ve yetki sınırlarının kurulması. Üretim, test ve geliştirme arasındaki sınır teknik olarak uygulanır; sözleşmeyle değil yapılandırmayla korunur.
Harcamanın ekip, ortam ve iş yükü bazında raporlanması. Kullanılmayan kaynakların tespiti, boyutlandırma düzeltmesi ve taahhütlü kullanım fırsatlarının değerlendirilmesi.
Verinin hangi bölgede ve hangi tesiste durduğunun yapılandırmayla sabitlenmesi. Yedeklerin konumu ayrı olarak ele alınır; üretimle aynı taahhüde girdiği varsayılmaz.
Rol tabanlı erişim, ayrıcalıklı hesap ayrıştırması ve periyodik erişim gözden geçirmesi. Her erişim kaydı toplanır ve denetimde çıkarılabilir biçimde saklanır.
Şirket içi ortam ile bulut arasındaki ağ bağlantısının kurulması ve işletimi: özel hat, VPN, yönlendirme politikaları ve gecikme duyarlı iş yüklerinin yerleşim kararları.

Nasıl çalışıyor
Her iş aynı beş adımdan geçer: mevcut durumu çıkarırız, hedef modeli tasarlarız, kademeli devreye alırız, işletiriz ve ölçüme göre iyileştiririz.

Tespit
Mevcut durumu çıkarır, açıkları ve başarı ölçütlerini yazılı hale getiririz.
Tasarım
Hedef işletim modelini ve gereken araç zincirini kurgularız.
Devreye alma
Kademeli olarak kurar, yapılandırır ve doğrularız.
İşletim
7/24 yönetim; sözleşmeli müdahale süreleri ve önleyici izleme.
İyileştirme
Metrikler, olaylar ve iş ihtiyacındaki değişime göre sürekli iyileştirme.
Her iş, yazılı SLA ile yürür; iyi niyet beyanı değil, taahhüt.
Sizin stack'inizi bilen adanmış mühendisler. Genel amaçlı bir çağrı merkezi katmanı yok.
İki haftada bir servis değerlendirmesi, üç ayda bir yol haritası güncellemesi.
Kimler kullanıyor
Bulut Platformları: Public, Private ve Hibrit Bulut hizmetini birlikte yürüttüğümüz sektörler.
Bu hizmette kullandığımız teknolojiler
Bu hizmetin kavramları
- Autoscaling
- Talebe göre kaynakların otomatik olarak artırılıp azaltılması.
- Bulut altyapısı
- Bulut hizmetlerini taşıyan hesaplama, depolama, ağ ve sanallaştırma katmanı.
- Bulut bilişim (cloud computing)
- Hesaplama, depolama ve uygulama kaynaklarının internet üzerinden, talep üzerine ve kullandığın kadar öde modeliyle sunulması.
- Çoklu Bulut (Multi-Cloud)
- Birden fazla bulut sağlayıcısının birlikte kullanılması.
- Flexi Cloud
- Kaynakların ihtiyaca göre esnek biçimde artırılıp azaltılabildiği bulut kullanım modeli.
- Hybrid Cloud (hibrit bulut)
- Şirket içi altyapı ile bulutun birlikte kullanıldığı model.
Bu sayfada geçen teknik terimlerin ne anlama geldiğini burada bulabilirsiniz. Tanımlar Eclit'in kendi teknoloji sözlüğünden alınmıştır; her terim, sözlükteki tam açıklamasına bağlanır.
Teknoloji sözlüğünün tamamı →Bilgi Merkezi
Teknoloji operasyonları ve yönetimi üzerine yazdıklarımızı burada topladık.
KVKK ve Veri Yurt Dışına Aktarım: Bulut Kullanırken Nelere Dikkat Edilmeli?
4 dk okumaBDDK Bulut Bilişimi Dış Hizmet Sayıyor: Bankalar İçin Ne Değişiyor?
4 dk okumaVMware Lisanslaması Değişti: Proxmox'a Geçmeli miyiz?
4 dk okuma01Public, private ve hibrit bulut arasında nasıl seçim yapıyoruz?
Karar iş yükü bazında veriliyor, kurum bazında değil. "Biz buluta geçiyoruz" cümlesi tek başına bir karar değil, bir niyet.
Üç özelliğe bakılıyor. Talep değişkenliği: yükünüz gün içinde ya da mevsimsel olarak kat kat değişiyorsa public cloud'un esnekliği doğrudan para kazandırıyor; sabit bir yükte aynı esneklik için prim ödemiş oluyorsunuz. Veri hassasiyeti: verinin hangi ülkede ve hangi tesiste duracağı düzenlenmişse, seçim orada başlıyor ve maliyet ikinci sıraya düşüyor. Gecikme toleransı: şirket içindeki bir sisteme sıkı bağlı bir uygulama, buluta taşındığında her çağrıda ağ gecikmesi ödüyor.
Pratikte çoğu kurumda sonuç hibrit oluyor, ama bilinçli bir hibrit ile "yarısını taşıdık, kalanı öyle kaldı" arasında büyük fark var. Birincisinde her iş yükünün nerede durduğunun bir gerekçesi vardır ve o gerekçe yazılıdır.
02Birden fazla bulut sağlayıcı kullanmak maliyeti artırır mı?
Genelde evet, ve bunu peşinen bilmek doğru karar vermeyi kolaylaştırıyor.
Üç kalemde artıyor. Veri çıkış ücretleri: sağlayıcılar veriyi içeri almayı ucuz, dışarı çıkarmayı pahalı tutuyor; iki bulut arasında sürekli veri akıyorsa bu kalem birikiyor. İki ayrı uzmanlık: her sağlayıcının kendi kimlik modeli, ağ mimarisi ve hizmet adları var; ekibin ikisini birden derinlemesine bilmesi gerekiyor. İki ayrı işletim seti: izleme, yedekleme, maliyet raporlaması ve güvenlik politikaları iki kez kuruluyor.
Buna karşılık multi-cloud'un iki meşru gerekçesi var: tedarikçi bağımlılığını azaltmak (özellikle pazarlık gücü açısından) ve düzenleyicinin ikinci bir sağlayıcı istemesi.
Yanlış gerekçe "daha ucuz olur" beklentisi. Mevcut dağılımınızın gerçek maliyetini ölçüp gösteriyoruz; karar o sayıdan sonra veriliyor.
03Bulut faturamız neden her ay artıyor?
Neredeyse her zaman aynı üç sebep, ve üçü de ölçülebilir.
Kapatılmamış kaynaklar. Test için açılan bir ortam işi bitince kapatılmıyor. Bunu bulan şey etiketleme disiplini: her kaynağın sahibi, ortamı ve son kullanma tarihi etiketlenmişse, sahipsiz ve süresi geçmiş kaynaklar bir raporda çıkıyor.
Fazla boyutlandırma. Örnek boyutu genellikle en kötü senaryoya göre seçiliyor ve bir daha gözden geçirilmiyor. Gerçek kullanım ölçüldüğünde CPU'nun %10'unu kullanan makineler çıkıyor.
Unutulan diskler ve snapshot'lar. Sanal makine silindiğinde diski silinmiyor. Snapshot'lar birikiyor. Bunlar faturada tek tek küçük, toplamda büyük kalemler.
İlk adım envanter ve etiketleme. Ne olduğunu bilmeden kesmek riskli: sahibi bilinmeyen bir kaynağı kimse güvenle kapatamaz. Envanter kurulduktan sonra ilk üç ayda genellikle anlamlı bir düşüş çıkıyor.
04Rezerve edilmiş kapasite ve tasarruf planlarını siz mi yönetiyorsunuz?
Analizi ve takibi biz yapıyoruz; satın alma kararı sizde kalıyor.
Rezervasyon, belirli bir kapasiteyi bir ya da üç yıllığına taahhüt edip ciddi bir indirim almak demek. Kazancı büyük ama taahhüt geri alınamıyor; yanlış hesaplanmış bir rezervasyon, kullanılmayan kapasite için üç yıl ödemek anlamına geliyor.
Bu yüzden analiz kullanım geçmişine dayanıyor: hangi iş yükü gerçekten sürekli çalışıyor, hangisi mevsimsel, hangisi önümüzdeki yıl kapanacak. Yalnızca birinci gruba taahhüt öneriliyor.
Takip de işin parçası: taahhütlerin bitiş tarihleri izleniyor. Sessizce sona eren bir rezervasyon, faturanın bir ay içinde beklenmedik biçimde sıçraması demek; ve bu, kimsenin bakmadığı durumlarda gerçekten oluyor.
05Mevcut bulut hesaplarımızın yönetimini devralabiliyor musunuz?
Evet, ve devralma her zaman bir envanter çalışmasıyla başlıyor.
İlk soru "hangi hesaplar var"; ve cevabı çoğu kurumda beklenenden uzun oluyor: bir proje için açılmış, sonra unutulmuş hesaplar, bir çalışanın kişisel kartıyla açtığı abonelikler, satın alınan bir şirketten devralınan ortamlar.
İkinci soru "kimde yetki var". Ayrılmış çalışanların hâlâ açık erişimi, paylaşılan yönetici hesapları ve süresi dolmayan anahtarlar burada çıkıyor.
Üçüncü soru "hangi kaynak neye hizmet ediyor". Bu çıkarılmadan işletim devri yapılmıyor: sahibi bilinmeyen bir kaynağı kimse güvenle kapatamaz, ve kapatılamayan kaynak sonsuza kadar faturada kalıyor.
Envanter çıktıktan sonra devir kademeli oluyor: önce izleme ve raporlama, sonra rutin işlemler, en son değişiklik yetkisi.
06Buluta taşınmak her zaman doğru mu?
Hayır, ve bunu söyleyen bir sağlayıcıya temkinli yaklaşmak doğru olur.
Buluta taşınmanın karşılığını vermediği iş yükleri var. Sabit, öngörülebilir ve yüksek kaynak tüketen yükler (büyük veritabanları, sürekli çalışan hesaplama işleri) kendi donanımınızda çoğu zaman daha ucuza dönüyor. Amortismanı bitmiş bir donanımın maliyeti neredeyse yalnızca enerji ve bakımken, aynı kapasite bulutta her ay tam fiyat ödetiyor.
İkinci durum: şirket içindeki bir sisteme sıkı bağlı uygulamalar. Uygulama bulutta, veritabanı içeride kalırsa her sorgu ağ üzerinden gidiyor ve performans düşüyor.
Üçüncüsü: değişmeyecek eski uygulamalar. Buluta taşımak onları modernleştirmiyor, yalnızca başka birinin donanımında çalıştırıyor.
Doğru soru "buluta geçelim mi" değil, "hangi iş yükü nereye ait".
07Veri yerelliği gereksinimimiz varsa ne yapıyoruz?
Seçim oradan başlıyor ve diğer bütün kararlar ona göre şekilleniyor.
Önce gereksinimin tam olarak ne olduğu netleştiriliyor, çünkü "veri Türkiye'de kalsın" cümlesi tek başına yeterli değil. Üretim verisi mi, yedekler de mi? Günlük kayıtları ve izleme verisi dahil mi? Destek sırasında bir mühendisin ekranında verinin görünmesi aktarım sayılıyor mu?
Bu sorular cevaplandıktan sonra seçenekler daralıyor: yurt içinde bölgesi olan bir public cloud sağlayıcısı, yurt içi bir özel bulut, ya da ikisinin birleşimi.
Yapılandırmanın kendisi de kilitleniyor: bölge kısıtı politika olarak tanımlanıyor, böylece yanlış bölgede kaynak açılması engelleniyor. Bu kilit olmadan, doğru kurulmuş bir ortam altı ay sonra birinin aceleyle açtığı bir kaynakla bozulabiliyor.
08Bulut güvenliği sağlayıcının sorumluluğunda değil mi?
Bir kısmı öyle, ve hangi kısmın olduğunu bilmemek en yaygın güvenlik açığının kaynağı.
Sağlayıcılar bunu "paylaşılan sorumluluk modeli" diye tanımlıyor. Sağlayıcı fiziksel güvenlikten, hypervisor'dan ve altyapı katmanından sorumlu. Siz işletim sisteminden, uygulamadan, kimlik ve erişim yönetiminden, ağ yapılandırmasından ve verinin kendisinden sorumlusunuz.
Pratikte ihlallerin büyük çoğunluğu sağlayıcının katmanında değil, müşterinin katmanında oluşuyor: herkese açık bırakılmış bir depolama kovası, çok geniş yetki verilmiş bir rol, yamalanmamış bir sunucu, koda gömülü bir anahtar.
Yani "bulutta olduğu için güvenli" doğru değil. Doğru olan şu: bulut, güvenliği sağlamak için gereken araçları sunuyor, ama açık kurulmuş bir kapıyı sizin yerinize kapatmıyor.
09Geçiş sırasında kesinti oluyor mu?
Planlanabilir bir kesinti oluyor; sürpriz bir kesinti olmaması hedefleniyor.
Taşıma yöntemine göre değişiyor. Sürekli çoğaltmayla yapılan taşımada veri arka planda aylarca senkronlanıyor ve son geçiş dakikalar sürüyor; genelde bir hafta sonu penceresinde. Tek seferlik kopyalamayla yapılan taşımada kesinti verinin boyutuna bağlı ve saatler sürebiliyor.
Kesintiyi belirleyen asıl şey veri değil bağımlılıklar: uygulama taşındığında hangi sistemlere bağlanacağı, DNS'in ne zaman değişeceği, geri dönüş planının ne olduğu. Bunlar önceden yazılmadığında "iki saatlik pencere" gece yarısına kadar uzuyor.
Her taşımanın bir geri dönüş noktası oluyor: belirlenen saate kadar doğrulama tamamlanmazsa eski ortama dönülüyor. Bu kararın eşiği önceden yazılıyor, o gece tartışılmıyor.
Nereden başlayacağınızı birlikte çıkaralım
İki hafta içinde neyin çalıştığını, neyin risk taşıdığını ve önceliklendirilmiş bir yol haritasını yazılı veriyoruz.
Görüşme talep edin